Valla o kadar uzun zaman olduki bloger açmayalı çogu şeyini unutmuşum. Ama döndüm işte yine yazmaya başalayacağım.
Çok şey değişti hayatımda evlilik,hamilelik,bebek derken bırakın kendimi dünyayı unuttum iyice saldım kendimi ben böyle değildim bam başka biri oldum çıktım.Eski neşemden eser yok şimdi.
Ama 2012 ile birlikte bende değişiyorum artık yok öyle kendini unutmak ve ilk olarak blogumu tekrar açarak işe başlıyorum... Umarım tekrar eskisi gibi güzel yazılar yazabilirim...

öncelikle 2012 den neler dilediğimi yazayım...

Hem kendime hem cümlemize...
En başta sahicilik diliyorum.
Kendimize karşı, çevremize karşı, duygularımıza karşı sahicilik!

Şöyle sahici sahici arkadaşlıklarınız, aşklarımız olsun inşallaaahhhh!
Arkadaşlık demişken hepimize sarılınca kokusunu içine çekmek isteyeceğiniz arkadaşlar diliyorum.
İyi gününüzü sizinle kutlayan arkadaşlar.
Sonracığımaa, malum hayat zor
Şöyle derin derin nefesler diliyorum...

Eyleme geçmeden 10'a kadar sayabilmeler.
İcap ettiğinde koy verip gitmeler "Canımız sağ olsun" diyebilmeler.
En önemlisi kendime inanç diliyorum.

Durdum baktım... Çok kızdım... Çok sevdim... Aşkımsı hallere girip kendime rol biçtim.
Oynadım oynadım sonra bir baktım ki, oynamaktan bıkıverdim.
Acele ettikçe geç kaldığımı öğrendim. Hooop! dedim,bi dur koştur koştur nereye canım...
'Asla' dememeyi, direnmemeyi denedim. Direndikçe hayat da sana direnirmiş onu öğrendim.

Emek vermezsen her şey kuru kalırmış. Öfke senin en büyük düşmanınmış.
Haklının zamanı bolmuş. Bu devirde ihtimaller çokmuş da, o çoklukta tek olabilmek zormuş.
Her şeyin sahicisi makbulmüş. Dikkatle dinlersen her şarkıda bir sen mevcutmuş...
Aşkın kurallarını kim koyduysa bizimle kafa bulmuş...
Bu liste böyle uzar gider..

Ben bu yıl geçmişten kurtulup yeniden doğabilmeyi diliyorum.
Ya siz?
Unutma, sen istersen olur. İstersen dağlarrr dağlarrr yerinden oynarrr oynarrr :))

Hadi hepimize iyi yıllar!


Ee bağlanalım
‘Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız,kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar.Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak,utanılacak bir varlık geliyorsa aklına,demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla.Yok eğer,Tanrı dendi mi evvela aşk,merhamet ve şefkat anlıyorsan,sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.’

Elif Şafak/Aşk syf.51

******


Hazreti Musa bir gün bir başına dağları dolaşırken,uzaktan yalnız ve yoksul bir çoban görmüş.Çoban dizüstü çökmüş,ellerini semaya açıp dua etmekteymiş.Bu durum Musa’nın çok hoşuna gitmiş ama yaklaşıp da çobanın duasını duyunca afallamış.
‘Kurban olduğum Allah’ım.Seni ne kadar severim bir bilsen.Ne istersen yaparım,yeter ki Sen iste.Sürüdeki en yağlı koyunu kes desen,gözümü kırpmadan keserim Senin için.Koyun kavurması güzeldir Allah’ım,kuyruk yağını da alır pilavına katarsın,tadından yenmez olur.’
Musa duaya kulak kabartarak çobana yaklaşmış.
‘Yeter ki Sen dile ayaklarını yıkarım,kulaklarını temizler,bitlerini ayıklarım.Ne kadar çok severim ben Seni.Sana çok hayranım!’
Duydukları karşısında Musa küplere binmiş.Bağıra çağıra kesmiş çobanın duasını:’Sus,seni cahil adam!Ne yaptığını sanırsın.Allah hiç pilav yer mi?Allah’ın ayakları mı var ki yıkayasın?Böyle dua mı olurmuş!Külliyen günaha giriyorsun.Derhal tövbe et!’
Çoban,Musa’dan azarı işitince kulaklarına kadar kızarmış,utancından yerin dibine geçmiş.Özür üstüne özür dilemiş,bir daha böyle kendi kafasına göre dua etmeyeceğine yeminler etmiş.O gün akşama kadar Musa çobanın yanında durup temel duaları ezberletmiş.Sonra ’Allah benden razı olur,iyi bir iş yaptım’ diye düşünüp yoluna devam etmiş.
Ama o gece bir ses işitmiş.Seslenen Rab imiş.
‘Ey Musa,sen bugün ne yaptın?Sen ayırmaya mı geldin,kavuşturmaya mı?Şu garip çobanı azarladın.Onun Bana ne kadar yakın olduğunu anlayamadın.Ağzından çıkan lafı bilmese de ,o çoban inancında samimiydi.Kalbi temiz,niyeti halisti.Biz kelimelere bakmayız.Niyete bakarız.Kelimelere bakacak olsak yeryüzünde insan kalmazdı!Biz çobandan razıydık.Başkasına medih olan söz sana zemdir.Ona bal olan sana zehirdir.Sen işittiklerini inkar ve küfür saydın ama bilsen ki bir kabahati varsa bile,ne tatlı kabahattir onunki.’
Musa hatasını anlamış.Ertesi gün güneş doğar doğmaz,çobanı görmek için tekrar yola çıkmış.çoban yine duaya durmuşmuş.Ama dünkü heyecanından,samimiyetinde
n eser yokmuş artık.Öğretildiği gibi yakarmaya gayret gösterdiğinden,aman bir yanlış laf etmeyeyim diye takılıyor,kekeliyor,terliyormuş.Musa,çobana ettiğinden pişman olup sırtını okşamış ve demiş ki:
‘Ey dost,ben hatalıyım,ne olur affet.Bildiğin gibi dua et.Allah’ın nazarında böylesi daha kıymetlidir.’
Çoban Musa’dan bunları işitince hayrete düşmüş ama bir o kadar da rahatlamış.Ne var ki o artık bir üst aşamaya vasıl olduğundan,masum inkarına,tatlı günahına dönmeyip,Musa’nın öğrettiği ezbercilikte de kalmayıp,tüm bunların ötesine geçmiş.Rabb’ine yakın mutlu mesut,mübarek bir hayat sürmüş.

Elif Şafak/Aşk syf.76-77


Ee bağlanalım


Bu gün kelebeğin ömründen bi mail aldım ve sizlerlede paylaşmak istedim bu maili...Biz saçını sevdiği insanlar uğruna süpürge eden hasas kadınlar işte sonunda akibetimiz aynen bu yazıda yazan gibi oluyor.Ben karar verdim bu günden sonra artık kimseye hak ettiği değerin bi gram fazlasını bile vermicem...

Okuyun anacım...

“Mükemmel kadın” denildiğinde aklınıza ne gelir? Toplumun ve yaşamın üstüne yapıştırdığı tüm sıfatları eksiksiz yerine getiren kadın!

Mükemmel Kadın Olmayın!

İyi bir eş, anne, dişi, seksi, ev hanımı, iş kadını, dost, evlat, sevgili ve daha birçok şey olan mükemmel kadın, neden mutsuz olur? Çünkü bu kadınlar başkaları için yaşarlar!

Bir ilişkide kadın, eşinin hayatını gereğinden fazla kolaylaştırdığında, iyi bir iş yapmış olmaz. Her sorunu çözebilen, sorumlulukları üstünde taşıyan, düzeni koruyan ve bunun için insanüstü çaba gösteren kadın, karşısındaki erkeğin genetiğini bozar.

İnsan doğası almaya, tüketmeye eğilimlidir ve rahata çabuk alışır. Mükemmel kadın, her konuda başarılı olduğundan, karşısındakine yapacak bir şey bırakmaz. Armut piş, ağzıma düş! İlişkiler, paylaşım olmadan büyümez. Kadın ve erkeğin gelişimi, yaşamın getirdiği sorumluluklar, dersler ve çaba ile doğru orantılıdır. Çocuğunun okul ödevlerini kendisi yapan bir anne, evladının öğrenmesini ve yeteneklerini geliştirmesini engellediğinin farkında değildir. Aynı durum ilişkilerde de geçerlidir. Eşinin işlerini üstlenen, yapması gerekenleri onun yerine yapan, beceremediklerini bir şekilde halleden mükemmel kadın, mutsuz olmaya mahkumdur.

İşin garip tarafı, bu yapıdaki kadınların ilişkileri genellikle hayal kırıklığı ile biter. En çok aldatılan, terk edilen kadınlar, kusursuz kadınlardır. Neden aldatıldıklarını anlayamazlar. Üstelik, eşlerinin seçtikleri kadınlar, kendilerinden çok daha vasıfsız olanlardır. “Benim neyim eksikti?” Bu cümlenin cevabı havada kalacaktır, hatta şok etkisi bile yaratabilir ama eksik olan kusurdur.

İlişkiler paylaşım üzerine kuruludur. Mükemmel kadın, eşinin yapacaklarını üstüne aldığında, zaferlerini de elinden almış olur. Çaba göstermek, uğraşmak için ortada sebep bırakmaz. Heyecanı, hevesi kalmayan bir eş, doğal olarak gidip, kendini göstereceği, yaratacağı başka ortamlar arar.

Çevrenizdeki insanları bir düşünün. İçlerinde, mükemmel olduğuna inandığınız ama hala neden evlenemediğini ya da mutsuz bir ilişkisi olduğunu anlayamadığınız kişiler yok mu? Dışarıdan bakıp, dört dörtlük kadın dediklerinizle birlikte yaşadığınızı hayal edin. Hazır bir hayat. İlk başlarda çok keyifli gelse de, zaman içinde son derece sıkıcı, tek düze ve boş bir yaşam şeklini alır. İnsani egonuz zarar görür.

Mükemmellik, kendinden vazgeçmek demektir. Sürekli başkaları için yaşamak, onların ihtiyaçlarını gidermek, onların sevdiklerini seçmek ve hazırlamak, hep başkalarını düşünmek, mükemmel kadını kişiliksiz kılar. Kendi hayatından vazgeçmek, saçının her telini süpürge etmek, gereksiz özveri ve fedakarlık göstermek, karşı taraftan alkış ve takdir almaz. Düzenli olarak bunlar yapıldığı için, görevmiş gibi algılanır ve kıymet bilinmez.

Kusursuz ve mükemmel olmak, sadece zarar verir. Eşini, çocuğunu, kendini hatta dostlarını bile zor bir psikolojik sürece sokar. İlişkiler paylaştıkça değer kazanır ve keyif verir.

Mükemmel kadın mutlu olamaz. Başkalarının hayatını düzenlerken, kendine ait bir yaşamı unutur.

İnsan dediğin kusurlu olur. Hataları, yanlışları ile var olur. Mükemmellik, insana ait değildir.

Kusursuz veya mükemmel kadın olmayın. Bu sizi ancak, ruhsal köle ve yaşam hizmetçisi yapar.





Ee bağlanalım
Yazamıyorum uzun zamandır...Bilmiyorum bana bişey oldu yazma yetilerimimi kaybediyorum allahım ne oluyorum :)) valla hiç istek yok son zamanlarda yazmak için aslında bir sürüde şey oldu hayatımda,birden 90 derece değişti hayatım ama gizemli yaşıyorum bu aralar :))En yakınımdaki kişiler dışında çok fazla kimseye anlatmıyorum neler olup bittiğini...
Ben nazara acayip inanırım nazar değeceğinden korkuyorum o yüzden gizemli kalsın biraz herkese herşeyi anlatmak yok bundan böyle :)))
Zamanı geldiğinde öğrenecek herkes nasıl olsa...

Sevgili arkadaşlarım kelebegin ömrü,rain and me ve aysed mimlemişler beni değişik değişik konularda ama gel görki benim mim yazmaya bile isteğim yok.Yazmazsam kızmazsınız dimi canlarım kızmazsınız kızmazsınız :) seviyorum sizi...

Kendimde bir istek ışığı gördüğümde söz bu "mim"leri yazıcam :))

Hadi şimdi ben kaçar herkesin gözlerinden öper selam ederim...


Ee bağlanalım


Canımcım mantıklı delicim'de mim olayına bulaştı...Uzun zamandır bişeyler yazmıyordu kerata çareyi mim yapiimde kuruliim de buldu kızıyorum sana bakkk bizi yazılarından mahrum bırakıyosun hayır ben biliyorum hayatında bu aralar baya fırtınalar kopuyo ama neden yazmıyosunnn neden haberimiz olmuyooo hııı hııııııııııııı ....

Şimdi efenim mim konusu şöyle mantıklı deli bir hikaye ye başladı sonra kaldığı yerden hikayeyi manukyana pasladı o devam etti ve onun kaldığı yerden de ben devam edeceğim.Benim mimlediğim kişide benim yarım bıraktığım yerden devam edecek ve bu böyle uzayıp gidecek en son kişi tamam bu hikaye burda biter artık diyene kadar...
Ortaya ne fantaziler ne entirikalar çıkacak şimdiden merak ediyorum ve yazmaya başlıyorum :)))

Mantıklı Deli hikayesine böyle başlamıştı;

"iki kişilik bedende tek kişiydiler.. ya da bir ruh bölünmüştü iki bedene diye tanımlanabilir belki de.. soğuk bir kış günü kimsenin isim koymaya bile cesaret edemediği bir ülkede buluştular.. ülke o gün soğuktu ama yarını kimse bilemezdi.. kar yağıyordu.. herşeyin üstünü zarifçe örten, bütün kirleri kapatan, ancak o "benden bu kadar" deyip de aradan çekildiği zaman güneşin tadına varılabilen kar... aynı ruhu paylaşmaları mıydı onları ortak eden onu bile bilmiyorlardı... bilmekde gereksiz di bu ülkede.. dengeydi asıl olan.. melekler kadar şeytanlar da vardı elbet.. görebilirdiniz üstelik, kana susamış kırmızı gözlerini, simsiyah tırnaklarını, bazen ne kadar canavarlaşabildiklerini ya da parlayan kanatlarını.."

Ve manukyan böyle devam etti;

İsmi olmayan bu soğuk ülkede geçmişi tümüyle silip yeni bi hayata başlıyabilirlerdi.. Hem kötüyle kötülükler arkada kalmıştı.. Melekler şehri diye adlandırdıkları bu küçük kasaba da kimse de tanıyamazdı onları.. Mutlu olabilirdi kadınla adam.. İliklerini donduran burnun direğini sızlatan soğuk bile vız geliyordu, duydukları, soğuk değildi.. Bedenlerini kavuran yüreklerinin ateşiydi.. Michael elini tuttuğu sevgilisinin gözlerinin içine baktı.. Elene'in korkusu yüzünden okunuyodu.. Kolay atlatılabilecek şeyler değildi yaşadıkları ama kaçmışardı işte kurtulmuşlardı, onları bulmaları imkansızdı.. Elene onun yanında kendını güvende hissetmeliydi bu nedenle tuttuğu eli daha bi sıktı Elene anlamışçasına güldü...

Bende burdan hikayeyi devr alıyorum;

Daha sonra kalacak bir yer bulmaları gerektiğini düşündüler ama bir otele gidebilecek kadar bile paraları yoktu dımdızlak kalmışlardı bu soğukta sokak ortasında beş parasız...Sonra
Michael Elene ye dönüp ( ula ne zor isimler seçmişin manukyan bee ayşe fatma falan yokmuydu yavrum ya yazarken bile zor ) canım elenem bak görüyormusun aşk meşk karın doyurmuyor paran yoksa böyle istediğin kadar elimide sık neremi sıkarsan sık kalıyoruz böyle sokak ortasında diyerek gözlerinin içine baktı soguktan burnundan akan sümük bile donmuştu :))
Acınası bir halde soguk sokakları yavaş yavaş adımlarken birden ilerde geceyi geçirebilecekleri bedava ve çok sıcak bir samanlık buldular ve o anda
Michael ın kafasında şimşekler çaktı ulannnn bu samanlıktada ne fantaziler yapılırdı :)))

Benden de bu kadar anam şimdi bende hikayenin devamı için bu mim i misipipi (osuruktan teyyare ye paslıyorummmm :))

Hadi bakalım bu hikayenin sonunu çok merak ediyorum...




Ee bağlanalım

Bir fıkra vardı hani annesi kızına söylenir
-bak kızım seni ne doktorlar ne mühendisler istedi ben vermedim
kız cevap verir annesine
-sen merak etme anne ben hepsine verdim.

Ama öyle değil işte ben bekledim ne doktora verdim ne mühendise verdim yukarıya böyle yazdım diye yanlış anlaşılmasın litfen...
Aslında ben görücü ve göremeyicilerden bahsedecektim konu nereye kaydı allam yaa.
Her genç kızın hayatında mutlaka bir iki görücüsü olmuştur eş dost vasıtasıyla gelenler annelerin iş güzarlığına kurban gidenler vs...Ben iki katagoriyede giriyorum eskiden eş dost tavsiyesiyle gelirlerdi şimdi yaşlandık annemin çalışıp çabalamalarıyla geliyorlar :)

Annem bu aralar yine kurtlandı hepten evde kalıcam korkusuyla var gücüyle çalışıyo :)
tabi bende artık birşeyler olsun evleneyim çoluk çocuğa karışıyım istiyorum diye ışıkları yakmıştım.Annemde göreve başlamakta hiç geç kalmadı...
Her gittiği günde toplantıda benim bi kızım var kimseyi beğenmiyo artık yaşıda geldi geçiyo hayırlısıyla şöyle helal süt emmiş birini bulsakta baş göz etsek diye çalışıp çabalıyo kadın :)


Bu gün işten eve geldim yine süprüzzz bana mahalleden birinin oğlunu bulmuş hatta annesiyle bunlar işi pişirmişler benim telefon numaramı bile vermiş kadına, Yaaa şimdi çocuk beni ararsa ne konuşcam ben onunla :S

Henüz çıtır bir kızkene :) ne kısmetlerim vardı benim ama hepsini bu eşşek inadım yüzünden teptim...
Hatta bir keresinde görücü geleceği gün ben en yakın kız arkadaşlarımıda eve çağırmıştım
Misafirler geldi biz hiç mufaktan çıkmadık ben sadece hoş geldiniz dedim sonra tekrar mutfa girip yemek hazırlayıp masayı kurup bıraktım sonra içeri gidip biz arkadaşlarla çıkıyoruz daha önceden bir planımız vardı erteleyemedik kusura bakmayın deyip evden kaçmıştım :)
Acayip bozulmuşlardı ama iyi yaptım iyi oldu onlara :) siz bi fikrimi almadan çat kapı gelirseniz bende böyle bırakırım ortada işte :) O gece kelebeklerde kalmıştım sanırım eve dönmemiştim annemin korkusuna :)

Oysaki henüz 15 yaşında bir kenç kızken ne kadarda umutluydular benden güzel kız bu evde
kalmaz diyolardı :) ne olduu hee ne oldu...


Bu aralar yine bol ekşınlı günler beni bekliyo sanırım.Bir gün aniden ben evleniyorum diye bir yazı yazarsam şaşırmayın...
Zira annemin gaza getirmesiylen her an karambole gidebilirim :)


Ee bağlanalım

Az önce sıçtım şimdide sıvamaya çalışıyorum...
Demin zodyaklının bloguna sayfamın şöyle afilli bi bağlantısını şeyyapayım dedim beceremedim :(
Kendi sayfama bi baktım ulan zodyakta bokuyla oynayan kız başlıklı bir yazı yazmışım gibin oldu...
Yav benki kendimi akıllı bişey sanırdım bir bağlantı ayarını yapamadım...Allah aşkına siz nası yapıyosunuz bu bağlanma şeysini biri bana anlatsın uğraşamicimm daha fazla...Ben hiç bişey değilmişim yaa hakkat bir şeyi beceremedin tüüüü yazıklar olsun bana Yıkıl karşımdan...


Ee bağlanalım