Artık sonuna geldik. 

Sonsuz olacağımızı söyleye söyleye bitirdik kendimizi. Deli gibi sevdiğimizi söyleye söyleye bitirdik.Oysa ben gerçekten sonsuza dek sevebilirdim seni, hem de deli gibi. 
Ama artık bitti.
Şimdi içimde büyüttüğüm o masum bebek olmadığını biliyorum. Şimdi bana yaptıkların için kendimi kandırmaktan, kendime seni affettirecek bahaneler bulmaktan, seni her zaman kalbimde, kalbime karşı koruyup kollamaktan vazgeçiyorum. Sana duyduğum o anne şefkatinden vazgeçiyorum.



Bir aşk değil bir savaştı yaşadığım. Fark ediyorum.
Kendimle savaştım ben. Kendimi sana inandırmak için zorladım. Gelmeyişlerine, sevmeyişlerine, yalanlarına kendimi ikna etmek için, senin sevginle kendimi kandırmak için, bir masalı yaşadığımıza inanmak için savaştım. 
Kendime yenildim sonunda. Sana değil.
Şimdi içimdeki bu savaşı bitiriyorum.
Bir gün bu savaşın biteceğine, sevginin buna değeceğine olan inancımı, gözlerindeki sahte aşkı bırakıp ellerine, kendime sadece yaşamımı alıyorum. Sensiz yaşanmayacağına inansam da, senden hayatımı ayırmakta zorlansam da, artık seninle savaşmaya güç bulamadığım yaşamım ellerimde, gidiyorum. 
Senin galip başladığın bu aşkta, yenile yenile seni yenmeyi öğrendiğim bu savaşta, seni içimde bitiyorum.
Artık bitti kendimle savaşım.
Yenildin içimde;
Ben -bir- im artık.
Sen sıfır!
-Biz- bittik artık,
Git biraz da başka yürekleri kır...
Git biraz da başka yürekleri kır..


Ee bağlanalım


Hic bir şeye yetemediğin anlar vardır… Yaşadığın her şeyin sabun köpüğü olduğunu anladığın, baloncuklar teker teker patlarken, her şeyi kaybettiğinin farkında olup da hiçbir şey yapamadığın…
Binlerce cevapsız soru içinde, hayata cevapsız kaldığın ve kimseyle konuşmak istemeyip kendine çağrılarını bile meşgule aldığın…

“Ben güçlüyüm” yalanını her söylediğinde aynaya, yüzün kızarır böyle zamanlarda. Hayat güçlüdür. Gerçeği bilmek kimseye bir şey kazandırmayacağından, herke

s kendi gücüne inanmak ister. Sonra bir anda, sessiz bir sabaha gözlerini açarken, “Hayır,” dersin, “güçlü falan değilim ben”. Bir anda tüm mücadeleden vazgeçersin. Tüm kavgalarından. Her şeyi olduğu gibi bırakmak, ayak uydurmak ister, sessiz bir kabullenmişliğe bürünürsün.

“Olduğu kadar” cümlesi girip yerleşir hayatına; “Olmalı” kelimesi terk edip gider cümlelerini.. “Olduğu kadar” yaşamaya başlarsın “olduğu kadarıyla”…

Beklentiler, hayaller boş gelmeye başlar artık. Kimse senden bir şey beklemesin istersin, sen hayattan bir şey beklemezken.

Yorgunluğun, yılgınlığın arttıkça zincirler seni, bırakıp kaçma, yeni hayaller kurma, yeni bir şeylere başlama hevesi yaşamından uzaklaştıkça; asla bitmeyecek yorucu yokuşlar gibi isteksiz bırakır seni hayata karşı.

“Ben buyum” dersin…
“Olduğum kadarım”
“Çabalamanın anlamı yok daha fazlası için” dersin
Ve kaybedersin...


Ee bağlanalım



Herseyde bir hayir vardir diyerek buyuduk hep...
Her acimizi , derdimizi hayra yorarak yasadik...
Umudumuzu hic kaybetmedik.
Isteyin icabet edeyim diyen Rabbimize her seferinde hayirlisi diyerek karsilik verdik...
Istediklerimiz olmadi bazen , vardir bunda da bir hayir dedik...
Madem illa hayirlisi diye dua ediyoruz illa bizim istedigimiz mi hayirlisi olacak ...
O'nun istedigi , yazdigi , nasip ettigi elbet daha hayirlidir...
Hayirlisi olan O'dur...
Biz hep hayirlisina talip olduk...


Ee bağlanalım















Hiç bir yerde şube bulundurmuyorum son günlerde, ıslak bir şehirde kısa kısa çoçuk kalabilme telaşı benimkisi ..


Vazgeçmek için ne erken ne de geç kalınmış bir mevsimin damlaları benim duş nöbetlerinde nazarlarımdan kayıp giden..

Bulutları öpüyorum yanaklarından son bir kez ne susuşsun kelimeler ne ne de dile gelsin içimden taşmaya çalışanlar ...


Yıllar sonra ilk kez yazma hevesi ile içimden dokulenler...Tekrar merhaba...


Ee bağlanalım

Valla o kadar uzun zaman olduki bloger açmayalı çogu şeyini unutmuşum. Ama döndüm işte yine yazmaya başalayacağım.
Çok şey değişti hayatımda evlilik,hamilelik,bebek derken bırakın kendimi dünyayı unuttum iyice saldım kendimi ben böyle değildim bam başka biri oldum çıktım.Eski neşemden eser yok şimdi.
Ama 2012 ile birlikte bende değişiyorum artık yok öyle kendini unutmak ve ilk olarak blogumu tekrar açarak işe başlıyorum... Umarım tekrar eskisi gibi güzel yazılar yazabilirim...

öncelikle 2012 den neler dilediğimi yazayım...

Hem kendime hem cümlemize...
En başta sahicilik diliyorum.
Kendimize karşı, çevremize karşı, duygularımıza karşı sahicilik!

Şöyle sahici sahici arkadaşlıklarınız, aşklarımız olsun inşallaaahhhh!
Arkadaşlık demişken hepimize sarılınca kokusunu içine çekmek isteyeceğiniz arkadaşlar diliyorum.
İyi gününüzü sizinle kutlayan arkadaşlar.
Sonracığımaa, malum hayat zor
Şöyle derin derin nefesler diliyorum...

Eyleme geçmeden 10'a kadar sayabilmeler.
İcap ettiğinde koy verip gitmeler "Canımız sağ olsun" diyebilmeler.
En önemlisi kendime inanç diliyorum.

Durdum baktım... Çok kızdım... Çok sevdim... Aşkımsı hallere girip kendime rol biçtim.
Oynadım oynadım sonra bir baktım ki, oynamaktan bıkıverdim.
Acele ettikçe geç kaldığımı öğrendim. Hooop! dedim,bi dur koştur koştur nereye canım...
'Asla' dememeyi, direnmemeyi denedim. Direndikçe hayat da sana direnirmiş onu öğrendim.

Emek vermezsen her şey kuru kalırmış. Öfke senin en büyük düşmanınmış.
Haklının zamanı bolmuş. Bu devirde ihtimaller çokmuş da, o çoklukta tek olabilmek zormuş.
Her şeyin sahicisi makbulmüş. Dikkatle dinlersen her şarkıda bir sen mevcutmuş...
Aşkın kurallarını kim koyduysa bizimle kafa bulmuş...
Bu liste böyle uzar gider..

Ben bu yıl geçmişten kurtulup yeniden doğabilmeyi diliyorum.
Ya siz?
Unutma, sen istersen olur. İstersen dağlarrr dağlarrr yerinden oynarrr oynarrr :))

Hadi hepimize iyi yıllar!


Ee bağlanalım
‘Yaradanı hangi kelimelerle tanımladığımız,kendimizi nasıl gördüğümüze ayna tutar.Şayet Tanrı dendi mi öncelikle korkulacak,utanılacak bir varlık geliyorsa aklına,demek ki sen de korku ve utanç içindesin çoğunlukla.Yok eğer,Tanrı dendi mi evvela aşk,merhamet ve şefkat anlıyorsan,sende de bu vasıflardan bolca mevcut demektir.’

Elif Şafak/Aşk syf.51

******


Hazreti Musa bir gün bir başına dağları dolaşırken,uzaktan yalnız ve yoksul bir çoban görmüş.Çoban dizüstü çökmüş,ellerini semaya açıp dua etmekteymiş.Bu durum Musa’nın çok hoşuna gitmiş ama yaklaşıp da çobanın duasını duyunca afallamış.
‘Kurban olduğum Allah’ım.Seni ne kadar severim bir bilsen.Ne istersen yaparım,yeter ki Sen iste.Sürüdeki en yağlı koyunu kes desen,gözümü kırpmadan keserim Senin için.Koyun kavurması güzeldir Allah’ım,kuyruk yağını da alır pilavına katarsın,tadından yenmez olur.’
Musa duaya kulak kabartarak çobana yaklaşmış.
‘Yeter ki Sen dile ayaklarını yıkarım,kulaklarını temizler,bitlerini ayıklarım.Ne kadar çok severim ben Seni.Sana çok hayranım!’
Duydukları karşısında Musa küplere binmiş.Bağıra çağıra kesmiş çobanın duasını:’Sus,seni cahil adam!Ne yaptığını sanırsın.Allah hiç pilav yer mi?Allah’ın ayakları mı var ki yıkayasın?Böyle dua mı olurmuş!Külliyen günaha giriyorsun.Derhal tövbe et!’
Çoban,Musa’dan azarı işitince kulaklarına kadar kızarmış,utancından yerin dibine geçmiş.Özür üstüne özür dilemiş,bir daha böyle kendi kafasına göre dua etmeyeceğine yeminler etmiş.O gün akşama kadar Musa çobanın yanında durup temel duaları ezberletmiş.Sonra ’Allah benden razı olur,iyi bir iş yaptım’ diye düşünüp yoluna devam etmiş.
Ama o gece bir ses işitmiş.Seslenen Rab imiş.
‘Ey Musa,sen bugün ne yaptın?Sen ayırmaya mı geldin,kavuşturmaya mı?Şu garip çobanı azarladın.Onun Bana ne kadar yakın olduğunu anlayamadın.Ağzından çıkan lafı bilmese de ,o çoban inancında samimiydi.Kalbi temiz,niyeti halisti.Biz kelimelere bakmayız.Niyete bakarız.Kelimelere bakacak olsak yeryüzünde insan kalmazdı!Biz çobandan razıydık.Başkasına medih olan söz sana zemdir.Ona bal olan sana zehirdir.Sen işittiklerini inkar ve küfür saydın ama bilsen ki bir kabahati varsa bile,ne tatlı kabahattir onunki.’
Musa hatasını anlamış.Ertesi gün güneş doğar doğmaz,çobanı görmek için tekrar yola çıkmış.çoban yine duaya durmuşmuş.Ama dünkü heyecanından,samimiyetinde
n eser yokmuş artık.Öğretildiği gibi yakarmaya gayret gösterdiğinden,aman bir yanlış laf etmeyeyim diye takılıyor,kekeliyor,terliyormuş.Musa,çobana ettiğinden pişman olup sırtını okşamış ve demiş ki:
‘Ey dost,ben hatalıyım,ne olur affet.Bildiğin gibi dua et.Allah’ın nazarında böylesi daha kıymetlidir.’
Çoban Musa’dan bunları işitince hayrete düşmüş ama bir o kadar da rahatlamış.Ne var ki o artık bir üst aşamaya vasıl olduğundan,masum inkarına,tatlı günahına dönmeyip,Musa’nın öğrettiği ezbercilikte de kalmayıp,tüm bunların ötesine geçmiş.Rabb’ine yakın mutlu mesut,mübarek bir hayat sürmüş.

Elif Şafak/Aşk syf.76-77


Ee bağlanalım


Bu gün kelebeğin ömründen bi mail aldım ve sizlerlede paylaşmak istedim bu maili...Biz saçını sevdiği insanlar uğruna süpürge eden hasas kadınlar işte sonunda akibetimiz aynen bu yazıda yazan gibi oluyor.Ben karar verdim bu günden sonra artık kimseye hak ettiği değerin bi gram fazlasını bile vermicem...

Okuyun anacım...

“Mükemmel kadın” denildiğinde aklınıza ne gelir? Toplumun ve yaşamın üstüne yapıştırdığı tüm sıfatları eksiksiz yerine getiren kadın!

Mükemmel Kadın Olmayın!

İyi bir eş, anne, dişi, seksi, ev hanımı, iş kadını, dost, evlat, sevgili ve daha birçok şey olan mükemmel kadın, neden mutsuz olur? Çünkü bu kadınlar başkaları için yaşarlar!

Bir ilişkide kadın, eşinin hayatını gereğinden fazla kolaylaştırdığında, iyi bir iş yapmış olmaz. Her sorunu çözebilen, sorumlulukları üstünde taşıyan, düzeni koruyan ve bunun için insanüstü çaba gösteren kadın, karşısındaki erkeğin genetiğini bozar.

İnsan doğası almaya, tüketmeye eğilimlidir ve rahata çabuk alışır. Mükemmel kadın, her konuda başarılı olduğundan, karşısındakine yapacak bir şey bırakmaz. Armut piş, ağzıma düş! İlişkiler, paylaşım olmadan büyümez. Kadın ve erkeğin gelişimi, yaşamın getirdiği sorumluluklar, dersler ve çaba ile doğru orantılıdır. Çocuğunun okul ödevlerini kendisi yapan bir anne, evladının öğrenmesini ve yeteneklerini geliştirmesini engellediğinin farkında değildir. Aynı durum ilişkilerde de geçerlidir. Eşinin işlerini üstlenen, yapması gerekenleri onun yerine yapan, beceremediklerini bir şekilde halleden mükemmel kadın, mutsuz olmaya mahkumdur.

İşin garip tarafı, bu yapıdaki kadınların ilişkileri genellikle hayal kırıklığı ile biter. En çok aldatılan, terk edilen kadınlar, kusursuz kadınlardır. Neden aldatıldıklarını anlayamazlar. Üstelik, eşlerinin seçtikleri kadınlar, kendilerinden çok daha vasıfsız olanlardır. “Benim neyim eksikti?” Bu cümlenin cevabı havada kalacaktır, hatta şok etkisi bile yaratabilir ama eksik olan kusurdur.

İlişkiler paylaşım üzerine kuruludur. Mükemmel kadın, eşinin yapacaklarını üstüne aldığında, zaferlerini de elinden almış olur. Çaba göstermek, uğraşmak için ortada sebep bırakmaz. Heyecanı, hevesi kalmayan bir eş, doğal olarak gidip, kendini göstereceği, yaratacağı başka ortamlar arar.

Çevrenizdeki insanları bir düşünün. İçlerinde, mükemmel olduğuna inandığınız ama hala neden evlenemediğini ya da mutsuz bir ilişkisi olduğunu anlayamadığınız kişiler yok mu? Dışarıdan bakıp, dört dörtlük kadın dediklerinizle birlikte yaşadığınızı hayal edin. Hazır bir hayat. İlk başlarda çok keyifli gelse de, zaman içinde son derece sıkıcı, tek düze ve boş bir yaşam şeklini alır. İnsani egonuz zarar görür.

Mükemmellik, kendinden vazgeçmek demektir. Sürekli başkaları için yaşamak, onların ihtiyaçlarını gidermek, onların sevdiklerini seçmek ve hazırlamak, hep başkalarını düşünmek, mükemmel kadını kişiliksiz kılar. Kendi hayatından vazgeçmek, saçının her telini süpürge etmek, gereksiz özveri ve fedakarlık göstermek, karşı taraftan alkış ve takdir almaz. Düzenli olarak bunlar yapıldığı için, görevmiş gibi algılanır ve kıymet bilinmez.

Kusursuz ve mükemmel olmak, sadece zarar verir. Eşini, çocuğunu, kendini hatta dostlarını bile zor bir psikolojik sürece sokar. İlişkiler paylaştıkça değer kazanır ve keyif verir.

Mükemmel kadın mutlu olamaz. Başkalarının hayatını düzenlerken, kendine ait bir yaşamı unutur.

İnsan dediğin kusurlu olur. Hataları, yanlışları ile var olur. Mükemmellik, insana ait değildir.

Kusursuz veya mükemmel kadın olmayın. Bu sizi ancak, ruhsal köle ve yaşam hizmetçisi yapar.





Ee bağlanalım